Barışın Enerjisi Rüzgar vs. Savaşın Yakıtı Petrol

,

Dünya, 2015’ten bu yana sınır komşularımızda patlak veren çatışmaların insani ve siyasi sonuçlarını tartışırken; bu savaşların gezegenin biyolojik ve iklimsel geleceğine vurduğu darbe, uluslararası raporlarda bir “kara delik” olarak kalmaya devam ediyor. Tam da bu noktada, hala kağıt pipet kullanarak dünyayı kurtardığına inananlardansanız, gerçeği görmek zorundayız;

Fosil yakıt odaklı enerji mimarisi savaşların yarattığı karbon kirliliğiyle geleceğimizi de rehin alıyor.

Savaşın Görünmez Karbon Ayak İzi

Bölgemizde son on yılda yaşanan askeri hareketlilik, iklim değişikliğiyle mücadeledeki tüm kazanımlarımızı tehdit eden devasa bir emisyon yükü oluşturdu, bunlardan bir kısmını aşağıdaki şekilde ön plana çıkyor;

BM’in raporlarında açıkça belirtildiği üzere, 2016 yılında Irak’ın Kayyara bölgesinde IŞİD tarafından ateşe verilen petrol kuyuları, tam 9 ay boyunca her gün ortalama 182.750 tCO2 salımına neden olmuştu. Bu süreçte yaklaşık 1,33 milyon varil ham petrolün doğrudan yanarak atmosfere karıştığı tahmin edilmektedir. Bu yaratılan doğrudan emisyon kirliliğinin yanı sıra, 2001’den günümüze Afganistan, Irak ve Suriye ekseninde yürütülen askeri operasyonlar, toplamda 440 milyon ton karbon emisyonuna yol açtı. Sadece Irak’ın işgali ve sonrasındaki süreçte salınan 250 milyon ton karbon, dünya üzerindeki 180 ülkenin her birinin yıllık emisyonundan daha fazla.

Çatışmalar dursa dahi, bir başka devasa karbon yükü yıkılan şehirlerin beton ve çelikle yeniden inşası sırasında ortaya çıkacak gibi duruyor. Gazze’deki mevcut yıkımın ardından yapılacak yeniden inşa faaliyetlerinin 46,8 ila 60 milyon ton CO2 salımına neden olacağı öngörülmektedir; bu miktar İsveç’in bir yıllık toplam emisyonuna eşdeğer bir büyüklük. Benzer şekilde, Suriye ve Musul gibi çok daha büyük ölçekli yıkımların maliyeti yüz milyonlarca tona ulaşması mümkün. Tam olarak ölçülememekle birlikte, küresel askeri faaliyetler, dünya emisyonlarının %5′ inden sorumlu olduğu ön görülmekte, eğer ordular bir ülke olsaydı, dünyanın en büyük 6. kirleticisi olacağını düşünmemiz hiç de yanlış olmaz.

Rüzgar Enerjisi: Bir Güvenlik Doktrini

Bu karanlık tablo karşısında rüzgar enerjisi, sadece “çevreci bir tercih” değil, jeopolitik bir savunma hattı olarak ön plana çıkıyor.

Rüzgar enerjisi, yaşam döngüsü emisyon değerleri açısından kömür ve doğalgazın aksine, şebekedeki karbon yoğunluğunu radikal şekilde düşüyor, bu, savaşların yarattığı devasa karbon yükünü dengeleyebilecek tek gerçekçi endüstriyel kaldıraç olmasını sağlıyor.

ABD ve İsrail’in İran’ın stratejik petrol tesislerine gerçekleştirdiği saldırılar bir kez daha fosile dayalı enerji stratejilerinin ne kadar kırılgan olduğunu bizlere gösterdi. Büyük boru hatları ve merkezi santraller savaşlarda birer yumuşak karın iken; rüzgar santralleri dağıtık yapıları sayesinde enerji arz güvenliğini daha dirençli hale getiriyor.

Bu aslında daha önce gündeme taşımadığımız bir soru olan, enerji kaynaklarının siyasallaşması riskini de gün yüzüne çıkartıyor. Petrol kaynakları bir gecede bombalanabilir, Hürmüz Boğazı bir anda kapatılabilirken, hiçbir ordunun rüzgar bloke etmesi mümkün gözükmüyor, dağıtık yapısı sayesinde merkezi bir hedef olmaktan uzak olan Rüzgar Enerji Santrallerinin çalışmasını hiç bir politik ambargoyla engelleyemez gözüküyor.

2035 yılında 120.000MW yenilenebilir enerji hedeflerimize doğru ilerlerken, “enerji bağımsızlığı” kavramını sadece ekonomik bir terim olarak değil, bir barış doktrini olarak yeniden tanımlamalıyız.

Komşularımızdaki savaşlarda atmosfere karışan milyonlarca ton karbon, bize fosil yakıtlara olan bağımlılığımızın bedelini sadece nakit olarak değil, soluduğumuz hava ve güvenliğimizle ödediğimizi hatırlatıyor.

Rüzgarın gücünü arkasına alan bir Türkiye, sadece karbon emisyonlarını düşürmeyecek; aynı zamanda barışın ve istikrarın enerji altyapısını kuracaktır.

Yorum bırakın

Merhaba !

Merhaba Ben İskender Kökey, kişisel bloğuma hoş geldiniz. Bu web sitesinde tamamen kişisel meraklarım doğrultusunda ürettiğim içerikleri bulacaksınız. Hakkımda daha fazla bilgi almak için sizi HAKKINDA sayfasında davet edebilirim. Eğer bu blog sayfasının amacı ve içerikleri hakkında bilgi almak isterseniz sizi yayınlanan ilk yazı olan Merhaba Dünya! sayfasına yönlendirebilirim.