
Dört bir tarafımızdaki ülkelerde savaş sirenlerinin duyulduğu atmosfer içerisinde, enerjinin sadece bir arz güvenliği meselesi olmaktan uzak, bir savunma doktrini haline gelmesi gerektiğine bir önceki yazımda değinmiştik. Henüz okuma fırsatı bulmadaysanız, devam etmeden önce “Barışın Enerjisi Rüzgar vs Savaşın Yakıtı Petrol” başlıklı bu yazıya göz atmanızı tavsiye ederim.
Yenilenebilir enerjinin aynı zamanda tüketiciler için fiyatları aşağı yönde baskılayıcı etkisi bilinen bir gerçek. Piyasanın gürültüsü içinde ıskalanan bu hayati gerçekliğe, yakın zamanda yayınlanmış ve son derece çarpıcı sonuçları içeren EMBER’in raporu sonrasında daha derinlik şekilde göz atalım.
Türkiye’ye gelmeden önce konuya farklı marketlerde odaklanmış olan IMF’in 2022 tarihli analizinde altını kalın harflerle çizmiş olduğu çarpıcı bir istatistik ile başlayalım, yenilenebilir enerjinin kullanımındaki her 1 puanlık artış, Avrupa’nın toptan elektik fiyatlarında %0,6’lık düşüşe sebep oluyor. Merit Order etkisi (MoE) ile, yakıt maliyeti 0 olan yenilenebilir enerjinin piyasaya dahil olmasıyla, yüksek maliyetli fosil kaynaklara olan ihtiyaç azalıyor ve dolayısı ile gün içi piyasaları aşağı yönlü baskılanabiliyor.
..yenilenebilir enerjinin kullanımındaki her 1 puanlık artış, Avrupa’nın toptan elektik fiyatlarında %0,6’lık düşüşe sebep oluyor.
Bu çalışmanın sonrasında, benzer bir sonuç 2025 yılında, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2025 yıl ortası elektik piyasaları analizinde de raporlandı. Rüzgar üretiminin güçlü olduğu İskandinav pazarlarında, 2025 yılının ilk yarısında ortalama toptan elektrik fiyatları yılın aynı dönemine göre yüzde 20’nin üzerinde gerileyerek yaklaşık 40 dolar/MWh ile Avrupanın en düşük seviyelerini gördü. Aynı dönemde, elverişsiz hava koşulları nedeniyle rüzgar üretiminin düştüğü Almanya’da toptan fiyatlar %37 arttı. Ortalama fiyat 100 dolar/MWh’ın hemen altında, Kuzey Avrupa’nın 2,5 katı mertebelerindeydi. Bu iki pazar arasındaki fiyat farkının temelinde Rüzgar Enerjisi entegrasyonunu yattığını söylemek hatalı olmayacaktır.
Ayrıca, 2025’te yüksek yenilenebilir penetrasyonlu pazarlarda negatif fiyat saatleri kayda değer düzeylere ulaştı. İsveç’in SE2 fiyat bölgesinde yalnızca 2025’in ilk yarısında 500’ün üzerinde negatif fiyatlı saat kaydedildi.
Gelelim, bu yazının doğmasına neden olan çarpıcı çalışmanın kendisine, 2035 hedeflerimize giden yolda, her geçen gün artan yenilenebilir enerji arz’ının elektrik fiyatlarına etkisi ne yönde oluyor? Ember’in Türkiye’ye özel analizi, bu soruya somut biçimde yanıt veriyor.
EMBER’in analizine göre, yenilenebilir enerji kaynakları, Türkiye toptan elektrik fiyatlarını yıllık bazda %9,1 oranında aşağı çekti. 2024’te bu oran %7,4’tü, kurulu gücün artmasıyla her yıl bu etki büyümeye devam ediyor. Tüketici perspektifinden bakıldığında bu, yine EMBER’in çarpıcı ifadesiyle; hane halkının yılda 12 ay yerine fiilen 11 aylık elektrik bedeli ödediği anlamına geliyor.
Aylık bazda değerlendirme daha da çarpıcı. Yenilenebilir üretimin yoğun olduğu aylarda hane halkı faturalarında %2 ile %17 arasında tasarruf gözlemlenirken, talebin düşük olduğu saatlerde toptan fiyatlar fosil yakıt karışımına kıyasla %45’e kadar aşağıda seyretti. Sanayi tüketicileri için bu tablonun yıllık parasal karşılığı büyük: büyük sanayi kullanıcıları ortalama 250.000 dolar, ticari tüketiciler ise ortalama 30.000 dolar maliyet avantajı elde etti. Tam da sanayinin rekabetçi gücünü arttırmaya ihtiyaç duyulan bu dönemde, ülkemizin kalkınma hedeflerine ulaşmak adına duymaktan mutluluk duyacağımız cinsten bir katkı olduğunu düşünüyorum.
Gerek enerjide tam bağımsızlık ve arz güvenliği perspektifinden, gerekse kriz ve savaş anlarındaki savunma refleksine uygun dağıtık üretim mimarisi nedeniyle Rüzgar Enerjisi başta olmak üzere tüm yenilenebilir kaynaklara stratejik öncelik vermek zorundayız. İşte tam da bu sebeple, 2035 yılı 120000MW yenilenebilir hedefimizi sadece ekonomik büyüklükle ifade edilemeyecek kadar kritik öneme sahip duruyor. Bu hedefe ulaşmak, sürdürülebilir ekonomik kalkınma için en ucuz fiyatlı elektrik enerjisini son kullanıcıya sunmak anlamına geliyor, bu hedefe ulaşmak enerji krizlerinden en az hasarla etkilenmek anlamına geliyor. Rüzgar enerjisi, ucuz ve milli kaynaklarla elektrik üretebilmek, sanayisinin üretim potansiyeli ve dağıtık yapısı sayesinde modern savunma doktrinlerine hizmet etmesi nedeniyle ülkemizin geleceği için sadece bir enerji meselesi olmanın çok daha ötesinde bir noktadadır.




Yorum bırakın