
T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız tarafından, Mayıs 2026’da Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarındaki dört saha denizüstü rüzgâr enerjisine dayalı Aday YEKA olarak ilan edildi. 2035 yılına kadar hedeflenen 5.000 MW’lık denizüstü kapasitenin bu önemli adımını ve ilk denizüstü RES’imizin önünü açacak bu ilanı hep birlikte büyük bir heyecan ve memnuniyetle takip ettik.
Diğer taraftan, yan sanayici şapkamla baktığımda benim için asıl heyecan verici olan ise, yapılacak yatırımların büyüklüğü değil, bu hedefe eşlik edecek bir imalat ekosisteminin kurulabilme fırsatına ilk kez bu kadar yaklaşmış olmamız oldu. Dolayısı ile, durduğum noktadan, denizüstü rüzgârda gerçek yarışın denizde değil, karadaki fabrikalarımızda, limanlarımızda, tersanelerimizde başlaması gerektiğine inanıyorum.
Türkiye karasal rüzgârda bugün 15.000 MW’ı aşan bir kurulu güce ulaştı. Bu rakamın arkasındaki asıl başarıyı ise yine üretim tarafında görüyorum; kule, kanat ve jeneratördeki yerlileşmede, farklı ölçekte onlarca yerli üretici ve alt tedarikçilerle birlikte yaklaşık 20 bin kişilik doğrudan istihdam sağlamış bir sektör hafızası…
Tabii ki bu ekosistem kendiliğinden oluşmadı. Başarı ile dizayn edilen ve uygulanan YEKDEM mekanizması, ardından gelen YEKA yarışmalarına konulan yerlilik şartları, yerli aksam teşvikleri ve istikrarlı bir kapasite tahsis mekanizması sanayi yatırımcılarımızın motivasyon kaynağı oldu. Sanayici, talebin sürekliliğini gördüğü için kapasiteye yatırım yaptı, yapmaya devam ediyor. Nitekim ENERCON ‘un ve Nordex Group Türkiye ‘nin İzmir’deki yeni yatırımları tam da bu mekanizmanın son halkası olarak okunabilir.
Mevcut şartlar altında karasal rüzgar enerjisinde yazılan bu başarı hikayesinin denizüstünde de tekrar edeceğini varsaymak ise şu an için mümkün değil. Burada belki de altını çizmemiz gereken en önemli nokta, fiziksel büyüklükleri nedeniyle denizüstü sanayisinin, karasal sanayiden tamamen farklı dinamiklere sahip olduğu ve dolayısı ile farklı imalat teknolojileri ve yetkinlik gerektirdiği olmalıdır.
Türbinler 15 MW+ güçlere, rotor çapları 200 metrenin ötesine çıkıyor. Bu ölçeğin, mevcut karasal üretim hatlarının çoğunu doğrudan kullanılamaz kılacağını ön görmek yerinde olur. Monopile ve jacket gibi deniz tabanına sabitlenen temel yapıları, ağır çelik konstrüksiyon ve özel kaynak teknolojisi isteyen, bugün Türkiye’de sınırlı sayıda tesisin üretebileceği bileşenler. Bunların üretimi kadar, kıyıdan sahaya taşınması ve kurulumu da bir diğer kritik konu. Ağır kaldırma kapasiteli kurulum gemileri, güçlendirilmiş rıhtımları ve depolama alanlarına sahip ihtisas limanları olmayan bir yerli imalat ekosistemi hikayesi, tam olarak ölü doğmuş olacak.
Yani denizüstü rüzgâr; hammaddeden, ağır sanayiye, tersanecilikten liman altyapısına kadar uzanan, karasaldan çok daha geniş ve emek yoğun, sermaye yoğun bir tedarik zinciri demek. Ülkemiz özelinde bardağın dolu tarafı ise son derece tatmin edici duruyor, Türkiye bu yetkinliklerin birçoğuna halihazırda sahip. Eksik olan, bu dağınık kabiliyetleri offshore rüzgâr sanayisine yönlendirecek bir talep ve sonrasındaki koordinasyon.
Burada Türk sanayisi için gerçek bir fırsat penceresi olduğu ortada. Avrupa’nın denizüstü tedarik zinciri kapasite sınırında çalışıyor; temel yapı, kablo ve kurulum hizmetlerinde küresel bir darboğaz zaten hep gündemde. Türkiye, hem kendi iç pazarına üretim yapacak hem de coğrafi yakınlığı ve maliyet avantajıyla Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Güney Avrupa projelerine ihracat yapabilecek bir üretim üssü olma potansiyeli taşıyor.
Ancak bu fırsat penceresi kalıcı değil. Avrupa kendi tedarik zinciri darboğazını çözdüğünde ya da bölgedeki başka bir ülke önce konumlandığında geriye düşmemiz çok olası. Dolayısı ile kritik bir zamandan geçiyoruz, ihale takvimi, ihale şartları ve sonrasında ihtiyaç duyulacağına inandığımız imalat yatırım kararının eşzamanlı ilerlemesi gerekiyor. Şu aşamada görülen o ki, sanayi yatırımcısı haklı olarak ihalelerin detaylarını ve sonucunu görmek için bekleyecek, ihale kazanan enerji yatırımcısı ise hazır tedarikçi bulamazsa, ortaya çıkan boşluk ithal bileşenlerle doldurulacak. Tam da bu noktada sağlıklı bir yerli ekosistemin kurulabilmesi için, ihalenin şartları çok daha önemli bir hale geliyor. Enerji yatırımcısını yerli ekipman kullanmaya teşvik edecek ticari şartlar, sanayi yatırımcısının aksiyon almasına izin verecek bir takvimle birlikte sunulmuş olmalı. Aksi bir senaryoda, yerli ekosistemi kurmak çok daha zor ve pahalı hale gelecektir. Pek tabii ki %100 yerli ve milli gibi popülist iddiaları bir kenara bırakarak, ülkemiz imalat ekosisteminin alt yapısına uygun, enerji yatırımcılarımızın iştahını söndürmeyen, aksine teşvik eden bir beklenti oluşturmalıyız. Aksi durumda, realiteden uzak yerlilik beklentisiyle birlikte oluşacak romantik söylemler, tüm taraflar için büyük bir kayıp olacaktır.
%100 yerli ve milli gibi popülist iddiaları bir kenara bırakarak, ülkemiz imalat ekosisteminin alt yapısına uygun, enerji yatırımcılarımızın iştahını söndürmeyen, aksine teşvik eden bir beklenti oluşturmalıyız.
Sanayici için bir diğer kıymetli nokta, talebi oluşturacak teşvik mekanizması ile birlikte öngörülebilirliktir. Bir fabrika yatırımının geri dönüşü göz önüne alındığında, en azından 8 -10 yıllık süre boyunca talebin devam edeceğine dair makul bir güven olmadan hiçbir rasyonel yatırımcının ağır sanayi yatırımına girmesini beklememek gerekir.
Elbette 5.000 MW’lık denizüstü kapasiteye ulaşmak ulusal bir enerji hedefimiz ve finansmanın sağlandığı her şartta bunun gerçekleştirilmesi teknik olarak mümkün. Ama o 5.000 MW’ı kurarken Türkiye’de kalıcı bir denizüstü imalat sanayii, nitelikli istihdam ve ihracat kapasitesi yaratabilmek asıl kıymetli ve asıl zor olan sınavımız olacak. Başarabilirsek, yaratılan ekonomik değer, istihdam ve ihracat kabiliyetlerimizle yeni bir başarı hikayesi yazmak imkansız değil. Bunu daha önce karasal rüzgârda başardık; tesadüfen değil, doğru politikalar ve yatırımcı iştahı ile. Denizüstünde de benzer bir yol haritası ile, bu ihaleler yalnızca enerji arz güvenliği meselesi olarak kalmaz, onlarca yıl sürecek yeni bir sanayinin temelini atar.
Ez cümle, denizde olan hazırlığımızın karada da çarpanlanarak artan bir değer yaratacağına olan inancım sonsuz.




Yorum bırakın