
DNV’nin bu hafta yayımladığı Energy Transition Outlook 2026, Avrupa’da karasal rüzgardan elektrik üretmenin maliyetinin Çin’in iki katına çıktığını vurguluyor. Kısa süre önce “Made in Europe” kararının Türkiye rüzgar sanayisi için yarattığı riskleri masaya yatırmıştık. Bu yazı o tartışmanın sayısal zeminini güçlendiriyor: Avrupa, kendi sınırları içinde üretmekte ısrar ederken bu maliyet farkını nasıl kapatacak?
DNV ne diyor?
DNV, onuncu yılını dolduran Energy Transition Outlook’un 2026 sayısında rüzgar bölümüne tek bir cümle sıkıştırmış: “Bugün Avrupa’da karasal rüzgarın LCOE’si Çin’in iki katı, Kuzey Amerika’da ise %67 daha yüksek.” Cümle bir dipnot gibi duruyor; oysa Avrupa sanayi politikasının bütün tartışmasını belirleyen rakam bu.
Raporun rüzgar tablosu şöyle:
| DNV ETO 2026 | |
|---|---|
| Küresel karasal rüzgar LCOE* | < 55 USD/MWh |
| Sabit deniz üstü LCOE | ~113 USD/MWh |
| Yüzer deniz üstü LCOE | 350–450 USD/MWh |
| Avrupa karasal LCOE / Çin LCOE | 2x |
| Kuzey Amerika karasal LCOE / Çin LCOE | +%67 |
| Global Şebeke bağlantılı rüzgar kapasitesi | 1,4 TW (2025) → 3,5 TW (2040) |
| Avrupa’da rüzgarın elektrik üretimindeki payı | %18 (2025) → %33 (2040) |
| Avrupa sabit deniz üstü, 2040 | 170 GW (önceki yıla göre aşağı revize) |
| Çin sabit deniz üstü, 2040 | 270 GW (yukarı revize) |
*: Rakamlar 3 yıllık ortalamaları sermaye maliyeti ve izin sürelerini maliyetleri ile birlikte içermektedir.
Bu trendleri karşılaştırmalı olarak değerlendirmekte fayda var, öncelikle; rüzgar artık hemen hemen her coğrafyada artık bir iklim politikası değil enerji güvenliği aracı; DNV’nin raporunda da bunu görmek mümkün. Ayrıca, en ucuz türbini üreten ülke artık Çin ve Çinli OEM’ler yalnızca iç pazarı değil Hindistan’ı, Orta Doğu’yu ve Kuzey Afrika’yı da besliyor. Avrupa ve Kuzey Amerika “Avrupalı OEM’lerin çekirdek pazarı” olarak kalmaya devam ediyor fakat burada da altını çizmek gerekir ki bu pazarlarda tutunabilmelerinin sebebi maliyet değil, politika, bankabilite ve güven tercihleri.
Fark nerede?
Raporda farkın ana kaynağı olan türbin maliyeti temelde bu sebeplere bağlanmış durumda; ölçek ekonomisi, düşük iş gücü ve malzeme maliyeti, olgun yerli tedarik zinciri.
Ölçek Dünyadaki karasal rüzgar kapasitesinin yarıya yakını Çin’de konumlanmış durumda. Bir OEM, sadece iç pazar için bile yılda on binlerce kanat ve nasel üretiyorsa, kalıp, kaynak hattı ve mühendislik maliyeti birim başına haliyle eriyor. Avrupa pazarı ise daha parçalı her ülkenin kendi ihale takvimi, kendi şebeke kuyruğu, kendi izin süresi bulunuyor.
Malzeme ve iş gücü. Bir karasal türbinin maliyetinin büyük bölümü çelik, döküm, kompozit ve işçilikten oluşuyor. Avrupa’da çelik ve enerji fiyatları 2022’den beri yapısal olarak yüksek; ETS karbon fiyatı Avrupalı üreticiye ayrıca yük bindiriyor; CBAM ise 2026’dan itibaren aynı yükü Türkiye gibi tedarikçilere de taşıyor. Çin’de bu kalemlerin hiçbiri aynı baskı altında değil.
Tedarik zinciri. Çinli OEM’in kule, kanat, dişli kutusu ve jeneratör tedarikçisi aynı bölgede olduğu için aynı fiyat rejiminde rekabetçi şekilde tedarik sağlayabiliyor. Avrupalı bir OEM ise kuleyi bir ülkeden, dökümü başka bir ülkeden, mekanik aksamı Türkiye gibi üçüncü bir coğrafyadan toparlamak zorunda kalıyor. Özünde, bu dağınıklık şu ana kadar bir zayıflık değil aksine rekabetçi tedarik sağlayarak Avrupa’nın maliyet farkının daha da açılmasını bugüne kadar sınırlayan ekonomik bir politika idi. Fakat bundan sonra “Made in Europe” tanımı daraltılırsa, aslında daraltılan şey Avrupa’nın kendi satın alma gücü olacak.
İki katı maliyetle “Made in Europe” mümkün mü?
Avrupa aynı anda üç şey istiyor: 2040’ta elektriğinin %65’ini rüzgar ve güneşten üretmek, bu kapasiteyi kendi sınırları içinde imal etmek ve sanayisini rekabetçi tutmak. DNV’nin rakamlarına göz attığımda üçünün aynı anda olamayacağını söylemem hiç de zor değil. İkisini seçmek zorunda kalacak gibi duruyor.
Non-price kriterli ihaleler, yerli içerik bonusları ve kamusal destekler ile türbinin fiyatını düşürmek pek mümkün değil, düşmeyen maliyetler ihalelerin çıktılarına yansımaya devam edecektir. Avrupa sanayisi ise zaten enerji maliyetinden şikâyetçi; raporun kendi ifadesiyle “elektrifikasyona geçişin önündeki asıl engel artık üretim kapasitesi değil, sistem entegrasyonu”. Pahalı türbin, pahalı şebeke, pahalı enerji.
O halde yol haritasını akıllıca çizmekte fayda var, “Avrupa’da üretim” ile “Avrupa için üretim” aynı şey değil. Avrupalı OEM’lerin bugünkü maliyetlerini oluşturan taban zaten Gümrük Birliği içindeki Türkiye’den, serbest ticaret anlaşmalı Kuzey Afrika’dan ve Balkanlar’dan gelen parçalarla kurulu durumda. Otomotivde uygulanan Made in EU politikasının rüzgara kopyalanması bu tabanı kesecektir, oyun dışında kalacak her tedarikçi, Avrupalı OEM’in Çinli rakibine karşı kaybettiği birkaç euro/MWh anlamına geleceğini unutmamak lazım.
Avrupa’nın sorusu “türbini kim üretsin” değil, “Çin’in iki katı maliyetle kim rekabet edebilir” olmalı. İlk soruya verilen her yanlış cevap ikinci sorunun cevabını derinleştirmeye devam edecek.
Türkiye: Avrupa’nın maliyet sorununa en kısa cevap
Önceki yazıda Türkiye’nin “Made in Europe” tanımının dışında kalma riskini anlatmıştım. DNV’nin rakamı bu riskin karşı tarafını gösteriyor: Türkiye’yi dışarıda bırakmak Avrupa için de pahalı. Çünkü Türkiye, Avrupalı OEM’lerin Çin’le arasındaki maliyet farkını daraltan az sayıdaki coğrafyadan biri ve bunu Gümrük Birliği’nin içinden yapıyor.
DNV, Türkiye’yi raporda dört yerde anıyor ve hepsi aynı yönü gösteriyor:
- Enerji ithalatçısı ülkeler kategorisinde, “yenilenebilir yatırımını Avrupa ile temiz enerji işbirliğini derinleştirerek yürüten” ülke olarak.
- YEKDEM yerli katkı bonusu ve HIT-30 programıyla, temiz teknoloji sanayisini teşvik eden ülke olarak.
- COP31 eş ev sahibi sıfatıyla “2035’e %35 elektrifikasyon” hedefinin taşıyıcısı olarak.
- İlk deniz üstü rüzgar ihalesine doğru ilerleyen üç ülkeden biri olarak.
Bu tablo, AB bir tedarikçinin değil, bir ortağın tablosudur. “Made with Europe” dediğimizde ise kastettiğimiz de tam olarak bu. Avrupa’nın sanayi politikasının maliyet tabanını Avrupa’nın komşularıyla birlikte kurması. Avrupa’nın farkı kapatmak için elindeki tek gerçekçi kaldıraç bu; çünkü AB, Çin’in iş gücü maliyetini Almanya’ya taşıyamaz, ama Türkiye’nin mekanik imalat maliyetini Avrupa tedarik zincirinin parçası olarak tanıyabilir.
Avrupa’nın rüzgardan elektrik üretmenin maliyeti Çin’in iki katına mal oluyor. Bu rakamı düşürmenin yolu Avrupa’nın sınırlarını daraltmaktan değil, tedarik zincirini genişletmekten geçiyor.

Kaynaklar
- DNV, Energy Transition Outlook 2026 — A global and regional forecast to 2060, Ekim 2026; özellikle bölüm 4.4 (Wind, s. 67–69), 1.2 (Geopolitics, s. 16–18) ve Avrupa bölgesel özeti (s. 143).
- İskender Kökey, “Otomotiv Düştü, Sıra Rüzgarda mı?”, 20 Ekim 2026.




Bir Cevap Yazın